Cumhuriyet nedir?
Ülkemizin devlet biçimi olan cumhuriyet kelimesinin, Osmanlı yönetiminde “en sakıncalı” sözcük olarak nitelendirilip, kullanılmadığını biliyor muydunuz? Osmanlı yönetiminde cumhuriyet sözcüğünü ilk kez Şinasi kullanmıştır. Büyük Reşit Paşa’ya, 1849 yılında, övgü amacı ile yazdığı şiirin sonunda cumhuriyet sözcüğünü şöyle kullanmıştır;
Eya ehali-i fazlın reis-i cumhuru,
Reva mı kim kalayım ehl-i cehil elinde esir.
Yukarıdaki dizelerin anlamı da şudur;
“Ey erdemli kişilerin cumhurbaşkanı,
bilgisizler elinde tutsak kalmam yakışık kalır mı?”
Cumhuriyet’in yalnızca sözcüğünü değil, kavramını ve halk açısından anlamını da açık bir dille ilk kez kaleme alan kişi Ziya Paşa’dan başkası değildir. Ziya Paşa cumhuriyet’i halka yalın bir dille şu şekilde açıklamıştır;
“Cumhuriyet yönetiminde padişah, imparator yoktur. Ülkenin padişahı, imparatoru bütün ülkenin halkıdır. Cumhuriyet yönetiminde bir nice milyon halk birkaç çıkarsever kişinin buyruk ve keyfiyetine tutsak olmayıp zengin ve yoksul herkes, özgürlük hukukunu korumada özgürdür. Cumhuriyet yönetiminde zor ve kıyıcılıkla asker yazmak ve nice yüzbin kişiyi evinden ve diyarından, kazancından, karından, ayırıp kışlalarda çürütmek yöntemi yoktur. Cumhuriyet yönetiminde tersaneye gerekli olan kereste ve halat için halk angarya kullanılmaz. Eğer yönetime kereste ve halat gerekliyse parasını verir halktan alır. Cumhuriyet yönetiminde gazeteler hükümete dalkavukluk etmeye borçlu olmayıp kanun hükmü çerçevesinde her türlü söz söylemeye, taş atmaya izinlidir. Cumhuriyet yönetiminde bir millet meclisi olur. Bunun üyesini halk seçer. Cumhuriyet yönetiminde her kişi medeni hukukça ne kadar bağımsız ve özgür ise kanun hükümlerine uymada o kadar esir ve aldığı emri yerine getirendir. Başkan ve üye herkes gibi paylaştırılan vergideki hisselerini verirler. Bunların faytonları, yaverleri, çavuşları, sırmalı cicili üniformaları, sarayları, köşkleri yoktur. Ve hiçbirinde memuriyetleri üzerinden zengin olmak, para kazanmak kusuru olamaz. Mahkemeler ise büsbütün bağımsız yönetimler olup her biri kanun hükmünde yargıyı gerçekleştirirler. Ne millet meclisinin , ne başkanının asla müdaheleye yetkileri yoktur. Velhasıl başkan ve üye ve halktan biri herkes bir kanunun hükmüne boynu bağlı olup bu daireden bir adım dışarı çıkmak olasılığı olamaz. Bu nedenden dolayı cumhuriyet yönetiminde bakan entrikaları asla yürümez. Şahsi hükümet tamamıyle bu yönetimin tersi olup onlarda padişah ve imparator adıyla genel yönetimin dizginini eline almış birer adam bulunur ya da onların bakanları ve müsteşarları, unvanıyla bazı kişiler yönetimin başına geçerler. Güya memleket bunların ecdadından miras kalmış çiftlik ve halk da çiftliklerindeki damızlık gibi milyon milyon halkı çalıştırırlar, soyarlar. Ellerindekini alırlar, kendi eğlencelerine harcarlar. Şahsi hükümette işin başında bulunan kim ise istediğini yapar. İstediğini cennete istemediğini cehenneme koyar. Himaye ettiği kişilerden biri suçlu olsa kanunun pençesinden kotarır. Mahkemede haksız bir iş olsa haklı çıkarır. Düşmanlık ettiği bir adamı kesin kabahati yok iken hapis ve sürgün eder. Geçim çarkını bozarak yoksulluk ve sefalet çektirirler kimse sesini çıkaramaz. Şahsi hükümette gazeteler iş başında bulunan kimselerin dalkavukluğu ile geçinirler. Hükümet bir kötü işte bulunsa da yine överek ve yücelterek göklere çıkarırlar. Yapılan kötülüğü iyilik biçiminde göstermeye çalışırlar. Asıl amaçları vatana ve millete hizmet olmayıp para kazanmaktır. Para kazanmanın yolu da böyle olur.”
Ziya Paşa
Hürriyet Gazetesi, Londra, 1871
Cumhuriyet’i apaçık bir şekilde yukarıdaki satırlarla açıklayabilen Ziya Paşa’dan rahatsız olan dönemin üst düzey yöneticileri İngiltere’ye baskı yapıp Ziya Paşa’nın Londra’da tutuklanmasını sağladılar. Daha sonra kefaletle serbest bırakılan Ziya Paşa, Londra’da yayımlanmasına izin verilmeyen gazetesini önce Paris’te, sonra Cenevre’de yayımlamaya çalıştı fakat bu iki girişiminde de başarılı olamadı.
Mareşal Mustafa Kemal Paşa’nın aydınlatması sonucu aynı halkın torunları yıllar sonra “cumhuriyet”i, bir “uygar yaşam biçimi” olarak tanıyabildi ve ona tüm susamışlığı ve hak edişiyle sahip çıktı.
Birgün bir yaşlı kadın Mustafa Kemal Paşa’ya yaklaşarak;
“Beni tanıdın mı oğul?” dedi.
“Sizin Selanik’te komşunuzdum. Bir oğlum var, devlet demiryollarına girmek istiyor. Siz ‘Onu Alsınlar’ demiştiniz; ama müdür bey dinlemedi. Oğlumu işe almadı. Ne olur bir kere de siz söyleseniz…”
Mustafa Paşa’nın gözlerinde bir anda sevinç ışıltıları parladı ve çevresindeki herkesin duyabileceği yükseklikte bir ses tonu ile karşılık verdi;
“Oğlunu işe almadılar mı? Hem de ben tavsiye ettiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş… Çok iyi yapmışlar…”
ve devam etti;
“İşte cumhuriyet böyle anlaşılacak… İşte cumhuriyetten beklediğimiz sonuç…”
Şimdi sorarım size bu yazıyı sonuna kadar okuyanlar, cumhuriyetle mi yönetiliyoruz yoksa şahsi hükümetle mi?
