Archive for the 'Ataturk' Category

Medeni Bilgiler

Hayatımda; bir blog yazarken, gözlerimin dolacağı ve bu kadar gurur duyacağım aklıma gelmezdi. Bu blog girdimde size bir kitaptan bahsedeceğim. Başlıktan da anlayabileceğiniz gibi kitabın adı “Medeni Bilgiler” ve bu kitap Atatürk’ün manevi kızı, Prof. Dr. Ayşe AFETINAN tarafından yazılmıştır. 1908 - 1985 yılları arasında yaşamış olan bu değerli hocamıza, hukuk uzmanımıza, tarih profesörümüze Türk evladı olarak, Türk milleti adına sonsuz teşekkür ediyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.
Sizinle hemen Ekşi Sözlük’ten bilgilendiğim ve hayretler içinde kaldığım bir anıyı da paylaşmak isterim.

Sayın AFETINAN; Cumhur-u Reis Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle, 64.000 kişinin kafatasını, boyunu, kilosunu ölçmüş ve saç ve de göz renklerini de yazarak, kayıt altına aldığı bir tez hazırlamış, topladığı verilerle robot resimler çizmiştir.

Okumadı iseniz lütfen bu kitabı temin edinin ve okuyun. Kitabı temin etmek için Atatürk Araştırma Merkezi ile bağlantıya geçebilirsiniz.

Kitap ile ilgili Atatürk, Başvekil Ismet Paşa Hazretlerine bizzat şunları iletmiştir;

“Bu kitabın Mesrif vekaletince tespit edilmiş olan mekteplerin muayyen sınıflarında okutulması ve birinci kitabın bir senede, ikincisinin de her kısmının bir senede olmak üzere iki senede okutulması muvafık olur. Ders programlarınca ilave edilmek üzere her iki kitabın fihristleri bağlı olarak takdim edilmiştir. Bu kitabın okutulacağı sınıfların yukarısına geçmiş olan talebeye de mekteplerini bitirmeden evvel programlara ilave olarak okutulmasını çok faydalı bulurum. Bundan başka bu kitapların memlekette yurtdaşlara okutulması için reveç temin edilecek her tetbirin kıymetli olacağı kanaatinde bulunuyorum. Bu mülahazalarımı Hükümetin takdirine ve Mesrif vekaletinin usulü dahilinde yapacağı tatkikat ve alacağı mukerrerata terkediyorum efendim. 18 - 9 - 1931 Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal”

Not: Arkadaşlar üstteki yazıda yanlış cümleler ve yazım hataları olabilir. Kitabın ilk sayfasında bu mektubun fotokopisi var, okuyabildiğim kadar buraya geçirdim o yüzden yanlışlar olabilir. Siz kitabı temin ederseniz ilk sayfada bu mektubu okursunuz, hataları bildirirsiniz.

Gördüğünüz gibi Gazi Mustafa Kemal bu kitabın okullarda, hangi biçimde okutulması gerektiğini Ismet Paşa’ya emrediyor. Devlet bize bu imkanı sağlamamış okullarda okutmamış olabilir. Ama biz bir vatandaşlık görevi olarak bu kitabı temin edelim ve okuyalım. Kitabın sonundaki Atatürk’ün kendi el yazıları fotokopilerine hayran kalacaksınız. Size bir iki örnek;

Aşağıdakiler fotokopilerden okuyabildiğim kadarı ile buraya aktardıklarımdır. Yazım hatalarım olabilir. Fotokopilerin tam okunamaması ve Atatürk’ün el yazısının kolay çözülememesi nedeni ile kusuruma bakmayınız.

Millet (Atatürk Millet yazmış kağıda altını çizmiş ve yanına aşağıdakileri yazmıştır)

“Türkiye Cumhuriyetini Kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denir. Millet sözünden ne anlaşılır? Ne anlaşılmak lazımdır? Bunu anlatayım: Sözlerimin kolay anlaşılması için yine Türk Milletine bakacağım; Çünkü dünya yüzünde ondan daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlar tarihinde görülmemiştir.”

“Türk milleti, Halk idaresi olan cumhuriyetle idare edinmiş bir Devlettir.”

“Türk Devleti layiktir.”

Devlet (Başka bir fotokopide Devlet için Yüce Atatürk şunları yazmıştır ve muhtemelen sağdaki tarihi doğru okudu isem Sali akşamı yazıyor ve 1929 yılı..)

“Milletin, ne olduğunu, izah ederken, demiştim ki; Türk Milleti, halk idaresi olan cumhuriyetle idare olunan bir devlettir. Şimdi devlet ne demektir, onu izah ve ifade edelim: Devlet dediğimiz zaman, herşeyden evvel, bir insan cemiyeti, bir millet mevcudiyeti anlaşılır. O halde devlet, hudutları çizilmiş bir arazide yerleşmiş, ve kendine has bir kuvvete heyeti mecmuasından ibaret bir mevcudiyettir.”

Bir de Paşa’nın beğendiği bir yazının altına yazdığı “Mükemmel, enfes” notu var ki kitabı aldığınızda dikkat etmeniz gereken bir ayrıntı da budur. Bakın bakalım Atatürk neyin üstünü renkli kalemle çizerek mükemmel demiş?

Cumhuriyet nedir?

Ülkemizin devlet biçimi olan cumhuriyet kelimesinin, Osmanlı yönetiminde “en sakıncalı” sözcük olarak nitelendirilip, kullanılmadığını biliyor muydunuz? Osmanlı yönetiminde cumhuriyet sözcüğünü ilk kez Şinasi kullanmıştır. Büyük Reşit Paşa’ya, 1849 yılında, övgü amacı ile yazdığı şiirin sonunda cumhuriyet sözcüğünü şöyle kullanmıştır;

Eya ehali-i fazlın reis-i cumhuru,
Reva mı kim kalayım ehl-i cehil elinde esir.

Yukarıdaki dizelerin anlamı da şudur;

“Ey erdemli kişilerin cumhurbaşkanı,
bilgisizler elinde tutsak kalmam yakışık kalır mı?”

Cumhuriyet’in yalnızca sözcüğünü değil, kavramını ve halk açısından anlamını da açık bir dille ilk kez kaleme alan kişi Ziya Paşa’dan başkası değildir. Ziya Paşa cumhuriyet’i halka yalın bir dille şu şekilde açıklamıştır;

“Cumhuriyet yönetiminde padişah, imparator yoktur. Ülkenin padişahı, imparatoru bütün ülkenin halkıdır. Cumhuriyet yönetiminde bir nice milyon halk birkaç çıkarsever kişinin buyruk ve keyfiyetine tutsak olmayıp zengin ve yoksul herkes, özgürlük hukukunu korumada özgürdür. Cumhuriyet yönetiminde zor ve kıyıcılıkla asker yazmak ve nice yüzbin kişiyi evinden ve diyarından, kazancından, karından, ayırıp kışlalarda çürütmek yöntemi yoktur. Cumhuriyet yönetiminde tersaneye gerekli olan kereste ve halat için halk angarya kullanılmaz. Eğer yönetime kereste ve halat gerekliyse parasını verir halktan alır. Cumhuriyet yönetiminde gazeteler hükümete dalkavukluk etmeye borçlu olmayıp kanun hükmü çerçevesinde her türlü söz söylemeye, taş atmaya izinlidir. Cumhuriyet yönetiminde bir millet meclisi olur. Bunun üyesini halk seçer. Cumhuriyet yönetiminde her kişi medeni hukukça ne kadar bağımsız ve özgür ise kanun hükümlerine uymada o kadar esir ve aldığı emri yerine getirendir. Başkan ve üye herkes gibi paylaştırılan vergideki hisselerini verirler. Bunların faytonları, yaverleri, çavuşları, sırmalı cicili üniformaları, sarayları, köşkleri yoktur. Ve hiçbirinde memuriyetleri üzerinden zengin olmak, para kazanmak kusuru olamaz. Mahkemeler ise büsbütün bağımsız yönetimler olup her biri kanun hükmünde yargıyı gerçekleştirirler. Ne millet meclisinin , ne başkanının asla müdaheleye yetkileri yoktur. Velhasıl başkan ve üye ve halktan biri herkes bir kanunun hükmüne boynu bağlı olup bu daireden bir adım dışarı çıkmak olasılığı olamaz. Bu nedenden dolayı cumhuriyet yönetiminde bakan entrikaları asla yürümez. Şahsi hükümet tamamıyle bu yönetimin tersi olup onlarda padişah ve imparator adıyla genel yönetimin dizginini eline almış birer adam bulunur ya da onların bakanları ve müsteşarları, unvanıyla bazı kişiler yönetimin başına geçerler. Güya memleket bunların ecdadından miras kalmış çiftlik ve halk da çiftliklerindeki damızlık gibi milyon milyon halkı çalıştırırlar, soyarlar. Ellerindekini alırlar, kendi eğlencelerine harcarlar. Şahsi hükümette işin başında bulunan kim ise istediğini yapar. İstediğini cennete istemediğini cehenneme koyar. Himaye ettiği kişilerden biri suçlu olsa kanunun pençesinden kotarır. Mahkemede haksız bir iş olsa haklı çıkarır. Düşmanlık ettiği bir adamı kesin kabahati yok iken hapis ve sürgün eder. Geçim çarkını bozarak yoksulluk ve sefalet çektirirler kimse sesini çıkaramaz. Şahsi hükümette gazeteler iş başında bulunan kimselerin dalkavukluğu ile geçinirler. Hükümet bir kötü işte bulunsa da yine överek ve yücelterek göklere çıkarırlar. Yapılan kötülüğü iyilik biçiminde göstermeye çalışırlar. Asıl amaçları vatana ve millete hizmet olmayıp para kazanmaktır. Para kazanmanın yolu da böyle olur.”

Ziya Paşa
Hürriyet Gazetesi, Londra, 1871

Cumhuriyet’i apaçık bir şekilde yukarıdaki satırlarla açıklayabilen Ziya Paşa’dan rahatsız olan dönemin üst düzey yöneticileri İngiltere’ye baskı yapıp Ziya Paşa’nın Londra’da tutuklanmasını sağladılar. Daha sonra kefaletle serbest bırakılan Ziya Paşa, Londra’da yayımlanmasına izin verilmeyen gazetesini önce Paris’te, sonra Cenevre’de yayımlamaya çalıştı fakat bu iki girişiminde de başarılı olamadı.

Mareşal Mustafa Kemal Paşa’nın aydınlatması sonucu aynı halkın torunları yıllar sonra “cumhuriyet”i, bir “uygar yaşam biçimi” olarak tanıyabildi ve ona tüm susamışlığı ve hak edişiyle sahip çıktı.

Birgün bir yaşlı kadın Mustafa Kemal Paşa’ya yaklaşarak;

“Beni tanıdın mı oğul?” dedi.

“Sizin Selanik’te komşunuzdum. Bir oğlum var, devlet demiryollarına girmek istiyor. Siz ‘Onu Alsınlar’ demiştiniz; ama müdür bey dinlemedi. Oğlumu işe almadı. Ne olur bir kere de siz söyleseniz…”

Mustafa Paşa’nın gözlerinde bir anda sevinç ışıltıları parladı ve çevresindeki herkesin duyabileceği yükseklikte bir ses tonu ile karşılık verdi;

“Oğlunu işe almadılar mı? Hem de ben tavsiye ettiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş… Çok iyi yapmışlar…”

ve devam etti;

“İşte cumhuriyet böyle anlaşılacak… İşte cumhuriyetten beklediğimiz sonuç…”

Şimdi sorarım size bu yazıyı sonuna kadar okuyanlar, cumhuriyetle mi yönetiliyoruz yoksa şahsi hükümetle mi?

 
Powered by WordPress and Ad Infinitum