Kaçağım…
Eşkıya aşklar yaşarım durmadan…
Kaşla göz, dağla uçurum arası konar göçerim.
Sürgünlüğümü yurtlanmaz yerleşik sevdalar,
sığsın isterler defnelerim, küçücük saksılarına.
Yetmez, dağbaşlarının teslimiyeti istenir,
ya katlim, ya ihanetim…
Bilmezler bir başka yolu olduğunu.
Yani ben, eşkiya, her yanı pusu.
Gözlerindeki dumanlı dağlara sevdam,
zülfünde gölgeye sığınmam bundandır…
O zaman keyif çatarım silah diye,
sevdanın doruğuna…
Buzullar erir, nehirler yatak değiştirir,
sevdalarını ışıklarında yıkarlar…
Sonra da yürekleri seslerinde,
gürül gürül akarlar…
Çıplak suretleri dağ başlarını resmeder.
O dem iklim değişir, hüzün olur.
Yüreğimden gayrısına sır vermediğim doğrudur, kaçaklıktır.
Hadi gel Şahrud’um dağlara gövde verelim,
göğsüm tahtasının altı ol.
Yoksa vuracak beni hasretin bir tenhada…
Yakışır mı bir kaçağa ecel eliyle ölmek?
Kazım Koyuncu Anısına ‘07 (Hayat)
Posted in
Lazoni ~ You can follow any responses to this entry through the
RSS 2.0 feed.
You can
leave a response, or
trackback from your own site.