Bir önceki blog girdimde tatilde olduğumu yazmıştım. Ben rüzgar esen, serin havayı severim. Küresel ısınma yaşadığımız şu zamanlarda gerçekten tatil yapmayı düşündüğünüz yeri belirlerken kriterleriniz arasına rüzgarı ve esintiyi de katıyorsunuz. Denizin de dalgalı olması gerekiyordu. Bu kapsamda en ideal yerin Bodrum Turgutreis olduğuna karar verdim. Turgutreis Bodrum’a 20 km. kadar uzaklıkta ve devamlı esen bir havaya sahip, denizi dalgalı, küçük ve şirin bir belde.. Turgutreis’te aramalarım sonucu herşey dahil otellerden bana en uygunu Duygulu Otel’di. Malum evli ve çocuklu olunca bütçenizi de ona göre ayarlamanız gerekiyor
Fakat Bodrum’a gitmeden önce annemi, ailemi görmem gerekiyordu. Onlar da Mersin Susanoğu’nda tatili geçirmeyi planlıyorlardı. Madem öyle bizde Mersin’e uğrayalım bir hafta kalalım ve sonra oradan Bodrum’a geçelim diye karar verdik. Eşimle birlikte ilk defa beraber uçak yolculuğu yapacaktık. Ve aramızda da benim küçük bebeğim Kayra Can’ım olacaktı. Bu uçak yolculuğunun diğerlerinden farklı olacağını siz okurken bile anlamışsınızdır, hele de baba iseniz… Mersin’e vardığımızda daha sabahın ilk ışıkları olmasına rağmen o bunaltıcı nem ve rutubet çepeçevre bizi kuşatmıştı. Annemler orada olduğu için buna alışıktı ama ben ve eşim sadece iki gün dayanabildik
Valizleri indirdiğimiz gibi daha fazla dayanamayıp Kayra’m ile kendimizi denize attık. Susanoğlu Kız Kalesi ile Silifke’nin arasında bir kasaba.. Ortasından anayol geçiyor ve bir taraf deniz kenarında kalıyor. Denizini pek beğendiğimi söyleyemem. Sahili de o teninizi yapışkan gibi kaplayan ıslak küçük kumlarla dolu.. Mersin’deki ilk günümüzde nerede ise kendimi sıcaktan ölecek gibi hissettim. Oraya alışmış olanlar bunu garipsiyordu. Orada daha fazla kalamayacağımızı anlayınca sonraki güne Bodrum bileti almak için gittiğim yerin aynı zamanda Rent A Car olması ve kapısında kiralık, üstü açık 4×4′ün durması beni mutlu etmişti. Hemen kiraladım ve ailecek bize en yakın yer olan Silifke’nin yolunu tuttuk. Silifke’nin sanırım en yüksek, serin ve havadar yeri Silifke Kalesi.. Silifke Kalesi’nden görebileceğiniz ve hemen dikkatinizi çekecek olan; yeşilimsi rengi ile ilçeyi çevreleyen Göksü Nehri’dir. Silifke’de aklımda kalan, yerel halkın çok iyimser ve cana yakın, sıcak insanlar olmasıdır. Silifke’nin yoğurdunu yememiş olsak ta ayranını içtik
Dönüşte gözüme takılan yol kenarında kasalarda çeşitli meyva satan kadınlardı.. Birgün buralardan geçerseniz, birinde durup incir, şeftali ve dikenli incir (isminden emin değilim) yemenizi tavsiye ediyorum. Fakat dikkat edin, kasadakini değil dalından hemen koparılmışları rica edin.
Mersin’de ikinci günümüzde ise ismini çok duyduğum fakat bir türlü gitmek nasip olmayan Cennet Cehennem’e gitmeye karar kıldık. Hazırlıklarımızı yapıp yola koyulduk. Cennet Cehennem’e vardığımızda yorgunluğumu atabilmiştim. Yok atamamış olsam Kayra’yı da kucaklayıp indiğim Cennet çukurunun en ucunda kalıp bir daha çıkamayacağım. Saymadım ama yaklaşık 500 merdiven inerek çukurun sonlarına varabiliyorsunuz
Yaklaşık 100 metre yerin dibine indiğinizde sizi bir kilise karşılıyor. Bu kilise 5. yüzyılda Paulus tarafından yapılmış ve Meryem Ana’ya ithaf edilmiştir. Nihayet Cennet çukurunun sonuna geldiğimizde ayaklarımızı o buz gibi taşlarla temas ettirmek için yalınayak yürümeye başladık.. Size şunu söyleyebilirim, bir gece bu çukurun dibinde kalsanız sabaha donmuş olabilirsiniz. O sıcak ve nemin üstüne, zor olsa da, Cennet çukuruna inmek gerçekten Cennet’e girmek kadar iyi geldi. Oradan çıktığımızda Cehennem’e doğru yolumuzu bulduk
Cehennem çukurunun hemen girişindeki tabelada, “ Mitolojiye göre Zeus, alevler kusan yüz başlı ejderha Typhon’u buradaki bir kavgada yendikten sonra, onu Etna Yanardağı’nın altına sonsuza dek kapatmadan önce bir süre Cehennem çukurunda hapsetmiştir.” yazıyordu. Cehennem çukuru içbükey olduğu için sadece yukarıdan bakabiliyor, içine giremiyorsunuz. Buradan Cennet’e girmenin ne kadar zahmetli ancak cehennem’e gitmenin ne kadar kolay olduğunu anlayabilirsiniz. Cennet’e inmek için 500 merdiven iniyorken, Cehennem’e hemen atlayabilirsiniz. Sonrasında dönüş için yola koyulduk. Zaten akşam Bodrum’a gideceğimiz için fazla kalamadık. Yolda bir gözlemecide durup, güzel bir döner ve ayran sefası yaparken bizimle beraber Cennet’e inen hanımefendilerin tekerlerinin patladığını ve onların da bizim oturduğumuz yerde olduğunu gördüm. Kendilerini de alıp Susanoğlu’na doğru yola koyulduk. Yolda ben şoför koltuğunda olduğum için yolda kalmış misafirlerimizle pek muhabbet edemedim. Daha çok eşim muhabbet edebildi. Döndükten birkaç saat sonra Bodrum’a doğru yola koyulduk. Mersin maceramız bu kadardı. Bir sonraki blog girdimde Bodrum’u ve Turgutreis’i anlatacağım.
Posted in
Tatil,
Tarih,
Mitoloji ~ You can follow any responses to this entry through the
RSS 2.0 feed.
You can
leave a response, or
trackback from your own site.