Archive for August, 2007

30 Ağustos 2007, Zafer Bayramı

Tarih 30 Ağustos 1922. Yunan birlikleri Çalköy’de toplandı. Mustafa Kemal ve kurmayları düşmanın sarılmaya uygun olduğunu ve vakit kaybetmemek gerektiği konusunda karara vardı. Saat 14:00′da başlayan savaş akşama kadar bütün şiddeti ile sürdü. Yunan ordusunun tamamen sarılması ve imha edilmesi suretiyle “Dumlupınar (Başkomutan) Meydan Muharebesi” kazanıldı.

Tüm Türk milletinin, 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.

Cumhuriyet nedir?

Ülkemizin devlet biçimi olan cumhuriyet kelimesinin, Osmanlı yönetiminde “en sakıncalı” sözcük olarak nitelendirilip, kullanılmadığını biliyor muydunuz? Osmanlı yönetiminde cumhuriyet sözcüğünü ilk kez Şinasi kullanmıştır. Büyük Reşit Paşa’ya, 1849 yılında, övgü amacı ile yazdığı şiirin sonunda cumhuriyet sözcüğünü şöyle kullanmıştır;

Eya ehali-i fazlın reis-i cumhuru,
Reva mı kim kalayım ehl-i cehil elinde esir.

Yukarıdaki dizelerin anlamı da şudur;

“Ey erdemli kişilerin cumhurbaşkanı,
bilgisizler elinde tutsak kalmam yakışık kalır mı?”

Cumhuriyet’in yalnızca sözcüğünü değil, kavramını ve halk açısından anlamını da açık bir dille ilk kez kaleme alan kişi Ziya Paşa’dan başkası değildir. Ziya Paşa cumhuriyet’i halka yalın bir dille şu şekilde açıklamıştır;

“Cumhuriyet yönetiminde padişah, imparator yoktur. Ülkenin padişahı, imparatoru bütün ülkenin halkıdır. Cumhuriyet yönetiminde bir nice milyon halk birkaç çıkarsever kişinin buyruk ve keyfiyetine tutsak olmayıp zengin ve yoksul herkes, özgürlük hukukunu korumada özgürdür. Cumhuriyet yönetiminde zor ve kıyıcılıkla asker yazmak ve nice yüzbin kişiyi evinden ve diyarından, kazancından, karından, ayırıp kışlalarda çürütmek yöntemi yoktur. Cumhuriyet yönetiminde tersaneye gerekli olan kereste ve halat için halk angarya kullanılmaz. Eğer yönetime kereste ve halat gerekliyse parasını verir halktan alır. Cumhuriyet yönetiminde gazeteler hükümete dalkavukluk etmeye borçlu olmayıp kanun hükmü çerçevesinde her türlü söz söylemeye, taş atmaya izinlidir. Cumhuriyet yönetiminde bir millet meclisi olur. Bunun üyesini halk seçer. Cumhuriyet yönetiminde her kişi medeni hukukça ne kadar bağımsız ve özgür ise kanun hükümlerine uymada o kadar esir ve aldığı emri yerine getirendir. Başkan ve üye herkes gibi paylaştırılan vergideki hisselerini verirler. Bunların faytonları, yaverleri, çavuşları, sırmalı cicili üniformaları, sarayları, köşkleri yoktur. Ve hiçbirinde memuriyetleri üzerinden zengin olmak, para kazanmak kusuru olamaz. Mahkemeler ise büsbütün bağımsız yönetimler olup her biri kanun hükmünde yargıyı gerçekleştirirler. Ne millet meclisinin , ne başkanının asla müdaheleye yetkileri yoktur. Velhasıl başkan ve üye ve halktan biri herkes bir kanunun hükmüne boynu bağlı olup bu daireden bir adım dışarı çıkmak olasılığı olamaz. Bu nedenden dolayı cumhuriyet yönetiminde bakan entrikaları asla yürümez. Şahsi hükümet tamamıyle bu yönetimin tersi olup onlarda padişah ve imparator adıyla genel yönetimin dizginini eline almış birer adam bulunur ya da onların bakanları ve müsteşarları, unvanıyla bazı kişiler yönetimin başına geçerler. Güya memleket bunların ecdadından miras kalmış çiftlik ve halk da çiftliklerindeki damızlık gibi milyon milyon halkı çalıştırırlar, soyarlar. Ellerindekini alırlar, kendi eğlencelerine harcarlar. Şahsi hükümette işin başında bulunan kim ise istediğini yapar. İstediğini cennete istemediğini cehenneme koyar. Himaye ettiği kişilerden biri suçlu olsa kanunun pençesinden kotarır. Mahkemede haksız bir iş olsa haklı çıkarır. Düşmanlık ettiği bir adamı kesin kabahati yok iken hapis ve sürgün eder. Geçim çarkını bozarak yoksulluk ve sefalet çektirirler kimse sesini çıkaramaz. Şahsi hükümette gazeteler iş başında bulunan kimselerin dalkavukluğu ile geçinirler. Hükümet bir kötü işte bulunsa da yine överek ve yücelterek göklere çıkarırlar. Yapılan kötülüğü iyilik biçiminde göstermeye çalışırlar. Asıl amaçları vatana ve millete hizmet olmayıp para kazanmaktır. Para kazanmanın yolu da böyle olur.”

Ziya Paşa
Hürriyet Gazetesi, Londra, 1871

Cumhuriyet’i apaçık bir şekilde yukarıdaki satırlarla açıklayabilen Ziya Paşa’dan rahatsız olan dönemin üst düzey yöneticileri İngiltere’ye baskı yapıp Ziya Paşa’nın Londra’da tutuklanmasını sağladılar. Daha sonra kefaletle serbest bırakılan Ziya Paşa, Londra’da yayımlanmasına izin verilmeyen gazetesini önce Paris’te, sonra Cenevre’de yayımlamaya çalıştı fakat bu iki girişiminde de başarılı olamadı.

Mareşal Mustafa Kemal Paşa’nın aydınlatması sonucu aynı halkın torunları yıllar sonra “cumhuriyet”i, bir “uygar yaşam biçimi” olarak tanıyabildi ve ona tüm susamışlığı ve hak edişiyle sahip çıktı.

Birgün bir yaşlı kadın Mustafa Kemal Paşa’ya yaklaşarak;

“Beni tanıdın mı oğul?” dedi.

“Sizin Selanik’te komşunuzdum. Bir oğlum var, devlet demiryollarına girmek istiyor. Siz ‘Onu Alsınlar’ demiştiniz; ama müdür bey dinlemedi. Oğlumu işe almadı. Ne olur bir kere de siz söyleseniz…”

Mustafa Paşa’nın gözlerinde bir anda sevinç ışıltıları parladı ve çevresindeki herkesin duyabileceği yükseklikte bir ses tonu ile karşılık verdi;

“Oğlunu işe almadılar mı? Hem de ben tavsiye ettiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş… Çok iyi yapmışlar…”

ve devam etti;

“İşte cumhuriyet böyle anlaşılacak… İşte cumhuriyetten beklediğimiz sonuç…”

Şimdi sorarım size bu yazıyı sonuna kadar okuyanlar, cumhuriyetle mi yönetiliyoruz yoksa şahsi hükümetle mi?

T.C. 11. Cumhurbaşkanı seçildi

Bugün yapılan meclis oylaması ile, eski Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah GÜL, Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı  seçilmiştir. Aldığı 339 oyla Cumhurbaşkanı seçilen Sayın Abdullah GÜL’ü kutluyor, devletin ve milletin bölünmez bütünlüğünü ve sarsılmaz bağımsızlığını en iyi şekilde koruyacağına olan inancımı belirtmek istiyorum. Görevinin gereklerini ve devletin faydalarını gözeterek, ülke için çalışacağına gönülden inandığım Sayın Cumhurbaşkanımızın vatanımıza ve milletimize hayırlı olmasını dilerim.

Abdullah Gul

Listen to Nostalgia

Anathema

Anathema - Forgotten Hopes

Anathema - Angelica

Anathema - Judgement

Anathema - The Silent Enigma

Helloween

Helloween - Future World

Helloween - Midnight Sun

Helloween - Sole Survivor

Megadeth

Megadeth - A Secret Place

Metallica

Metallica - Nothing Else Matters

Metallica - And Justice For All

Metallica - Fade To Black

Metallica - Master Of Puppets

Metallica - One

Metallica - To Live is To Die

Nirvana

Nirvana - Lake Of Fire

Nirvana - Smells Like Teen Spirit

Manowar

Manowar - Master Of The Wind

REM

R.E.M. - Losing My Religion

SLAYER

SLAYER - Hell Awaits

SLAYER - Live Undead

Prodigy

The Prodigy - Medusas Path

The Prodigy - Wake Up Call

WordPress ve Sansur

Turk Telekom ve ADSL müşterileri, mahkeme kararı ile www.wordpress.com adresine giremiyor. Sayfaya bağlanırken aşağıdaki uyarı çıkıyor;

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.

T.C. Fatih 2.Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/195 Nolu Kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.

Access to this site has been suspended in accordance with decision no: 2007/195 of T.C. Fatih 2.Civil Court of First Instance.

Lütfen sayfaya ulaşmanız gerekiyorsa DNS adreslerinizi değiştirin. Turk Telekom’un default DNS sunucularını kullanmayın.

Tatil Notları

Bir önceki blog girdimde tatilde olduğumu yazmıştım. Ben rüzgar esen, serin havayı severim. Küresel ısınma yaşadığımız şu zamanlarda gerçekten tatil yapmayı düşündüğünüz yeri belirlerken kriterleriniz arasına rüzgarı ve esintiyi de katıyorsunuz. Denizin de dalgalı olması gerekiyordu. Bu kapsamda en ideal yerin Bodrum Turgutreis olduğuna karar verdim. Turgutreis Bodrum’a 20 km. kadar uzaklıkta ve devamlı esen bir havaya sahip, denizi dalgalı, küçük ve şirin bir belde.. Turgutreis’te aramalarım sonucu herşey dahil otellerden bana en uygunu Duygulu Otel’di. Malum evli ve çocuklu olunca bütçenizi de ona göre ayarlamanız gerekiyor :) Fakat Bodrum’a gitmeden önce annemi, ailemi görmem gerekiyordu. Onlar da Mersin Susanoğu’nda tatili geçirmeyi planlıyorlardı. Madem öyle bizde Mersin’e uğrayalım bir hafta kalalım ve sonra oradan Bodrum’a geçelim diye karar verdik. Eşimle birlikte ilk defa beraber uçak yolculuğu yapacaktık. Ve aramızda da benim küçük bebeğim Kayra Can’ım olacaktı. Bu uçak yolculuğunun diğerlerinden farklı olacağını siz okurken bile anlamışsınızdır, hele de baba iseniz… Mersin’e vardığımızda daha sabahın ilk ışıkları olmasına rağmen o bunaltıcı nem ve rutubet çepeçevre bizi kuşatmıştı. Annemler orada olduğu için buna alışıktı ama ben ve eşim sadece iki gün dayanabildik :) Valizleri indirdiğimiz gibi daha fazla dayanamayıp Kayra’m ile kendimizi denize attık. Susanoğlu Kız Kalesi ile Silifke’nin arasında bir kasaba.. Ortasından anayol geçiyor ve bir taraf deniz kenarında kalıyor. Denizini pek beğendiğimi söyleyemem. Sahili de o teninizi yapışkan gibi kaplayan ıslak küçük kumlarla dolu.. Mersin’deki ilk günümüzde nerede ise kendimi sıcaktan ölecek gibi hissettim. Oraya alışmış olanlar bunu garipsiyordu. Orada daha fazla kalamayacağımızı anlayınca sonraki güne Bodrum bileti almak için gittiğim yerin aynı zamanda Rent A Car olması ve kapısında kiralık, üstü açık 4×4′ün durması beni mutlu etmişti. Hemen kiraladım ve ailecek bize en yakın yer olan Silifke’nin yolunu tuttuk. Silifke’nin sanırım en yüksek, serin ve havadar yeri Silifke Kalesi.. Silifke Kalesi’nden görebileceğiniz ve hemen dikkatinizi çekecek olan; yeşilimsi rengi ile ilçeyi çevreleyen Göksü Nehri’dir. Silifke’de aklımda kalan, yerel halkın çok iyimser ve cana yakın, sıcak insanlar olmasıdır. Silifke’nin yoğurdunu yememiş olsak ta ayranını içtik :) Dönüşte gözüme takılan yol kenarında kasalarda çeşitli meyva satan kadınlardı.. Birgün buralardan geçerseniz, birinde durup incir, şeftali ve dikenli incir (isminden emin değilim) yemenizi tavsiye ediyorum. Fakat dikkat edin, kasadakini değil dalından hemen koparılmışları rica edin.

Mersin’de ikinci günümüzde ise ismini çok duyduğum fakat bir türlü gitmek nasip olmayan Cennet Cehennem’e gitmeye karar kıldık. Hazırlıklarımızı yapıp yola koyulduk. Cennet Cehennem’e vardığımızda yorgunluğumu atabilmiştim. Yok atamamış olsam Kayra’yı da kucaklayıp indiğim Cennet çukurunun en ucunda kalıp bir daha çıkamayacağım. Saymadım ama yaklaşık 500 merdiven inerek çukurun sonlarına varabiliyorsunuz :) Yaklaşık 100 metre yerin dibine indiğinizde sizi bir kilise karşılıyor. Bu kilise 5. yüzyılda Paulus tarafından yapılmış ve Meryem Ana’ya ithaf edilmiştir. Nihayet Cennet çukurunun sonuna geldiğimizde ayaklarımızı o buz gibi taşlarla temas ettirmek için yalınayak yürümeye başladık.. Size şunu söyleyebilirim, bir gece bu çukurun dibinde kalsanız sabaha donmuş olabilirsiniz. O sıcak ve nemin üstüne, zor olsa da, Cennet çukuruna inmek gerçekten Cennet’e girmek kadar iyi geldi. Oradan çıktığımızda Cehennem’e doğru yolumuzu bulduk :) Cehennem çukurunun hemen girişindeki tabelada, “ Mitolojiye göre Zeus, alevler kusan yüz başlı ejderha Typhon’u buradaki bir kavgada yendikten sonra, onu Etna Yanardağı’nın altına sonsuza dek kapatmadan önce bir süre Cehennem çukurunda hapsetmiştir.” yazıyordu. Cehennem çukuru içbükey olduğu için sadece yukarıdan bakabiliyor, içine giremiyorsunuz. Buradan Cennet’e girmenin ne kadar zahmetli ancak cehennem’e gitmenin ne kadar kolay olduğunu anlayabilirsiniz. Cennet’e inmek için 500 merdiven iniyorken, Cehennem’e hemen atlayabilirsiniz. Sonrasında dönüş için yola koyulduk. Zaten akşam Bodrum’a gideceğimiz için fazla kalamadık. Yolda bir gözlemecide durup, güzel bir döner ve ayran sefası yaparken bizimle beraber Cennet’e inen hanımefendilerin tekerlerinin patladığını ve onların da bizim oturduğumuz yerde olduğunu gördüm. Kendilerini de alıp Susanoğlu’na doğru yola koyulduk. Yolda ben şoför koltuğunda olduğum için yolda kalmış misafirlerimizle pek muhabbet edemedim. Daha çok eşim muhabbet edebildi. Döndükten birkaç saat sonra Bodrum’a doğru yola koyulduk. Mersin maceramız bu kadardı. Bir sonraki blog girdimde Bodrum’u ve Turgutreis’i anlatacağım.

Tatildeyim

Bir süre hem sayfama hem maillere zaman ayıramayacağım.  Tatil için çizmiş olduğum programda internete çok az yer ayırıyorum. Biz bilgisayar başında devamlı çalışanlar için tatil demek bence tam anlamı ile bilgisayardan biraz uzak kalmaktır diye düşünüyorum. Zamanın çoğunu hep aynı koltukta, devamlı aynı monitöre bakarak ve parmakları klavyede gezdirerek geçiriyorsanız bence siz de tatilinizi planlarken bilgisayardan uzak kalmaya özellikle dikkat etmelisiniz. Döndüğümde aldığım notları, yaşadıklarımı ve gezip gördüğüm yerleri sizlerle paylaşmayı düşünüyor ve gezdiği yerlerde notlar alan, bunları paylaşan insanları da çok beğendiğimi söylemek istiyorum.

 
Powered by WordPress and Ad Infinitum